×

Üç Nokta

. . . hangi afilli kelimeler ile başlayacağımı nasıl başlayacağımı bilmiyorum bu sebepten işte yazının adını da yazının başlangıcını da böyle yaptım “. . .”.

Gerçi ne yazacağım konusunda da pek bilgim olduğu söylenemez. Sadece yazmaya başladım, bu arada şuanda bu söylediklerimden sıkılan birileri de varsa bence okumaya devam etmesin, çünkü ben olsam çoktan bırakmıştım okumayı, – gerçi hiç kitap okumam o ayrı mesele-, doğru işareti mi kullandım bilmiyorum ama sanırım o kesik çizgiler işe yaradı.

Neyse pek yazmaya da niyetim yok gibi görünüyor siz farkında değilsiniz ama yazmamak için baya çaba harcıyorum, türlü bahanelerle bırakıyorum bilgisayarı, – daktilo olsa daha iyiydi ya günümüz şartlarında ancak böyle oluyor, birde bu yazdığım şey 2070 yılında falana birinin eline geçerse bence aynı şekilde etki görecektir-, ya şu kesik çizgiye bak ne kadarda işe yarıyor çok sevdim ben bunu. Aynı şey gibi duruyor, nasıl desem nasıl anlatsam. Ha buldum hani gün içinde bir olayla karşılaşırsınız da gerçek düşünceniz yerine toplumun size D A Y A T T T I Ğ I  şekilde konuşursunuz ya, işte arka planda da kesik çizgiyle konuşursunuz bazen bu konuştuğunuzu kendiniz bile duymazsınız. Ne kötüdür bu, garip üzüldüm birden sizin adınıza insan düşündüğünü aklından geçeni neden söylemez ki neden söylemez, ne için korkuyorsunuz? Saygı mı? Aa gerçekten mi saygıdan olamaz ya böyle saygı olmaz, asıl düşüncenizden farklı şekilde söyleyerek zaten yalan söylemiş oluyorsunuz eee o zaman saygı da olamaz, olmamalı. Küçükken hiç söylemediler mi size, “asla yalan söyleme” diye… Söylediler tabi ki biliyorum, hiç yoksa en azından 10 kişi yalan söylemediğiniz halde size 10bin defa “yalan söyleme, yalan söylemek kötü bişey” demiştir. Der yani bu insanlardan herşey beklenir ben olsam ben de derim insanım nihayetinde diye bir cümle beklemeyin benden ben demem bana ne ya senin kendi düşüncen bana yalan gelebilir ama yada gelmez bunun sorgusu beni hiç mi hiç alakadar etmiyor. Keyfinize bakın, hatta yazının en sonunda e posta adresimi de yazarım belki o zaman bana hep söylemek istediğiniz yalanları – aslında sizin için gerçek toplum için yalan olanları- paylaşmak isterseniz dinlerim. Hatta bir bakmışsınız yalanınıza ortak olmuş cevap bile vermişimdir. Zaten aramıza kalacak hepsi kimseye söylemem merak etmeyin. Aman söylesem ne olur ki zaten inanmazlar “YALAN SÖYLÜYORSUN!” derler.  Neyse konu buraya nasıl geldi bilmiyorum sonuç olarak yalan kötü bir şey! Şimdi şunu demeyin bana oo az önce ne diyordun şimdi ne diyorsun bu ne çelişki bu ne paradoks olayına girmeyin bir dinleyin önce, tamam siz okuyorsunuz dinliyorsunuz da beyniniz sizden bağımsız hemen bir sorgulama hemen bir ön yargı hemen bir açık bulma davasında. Onun için cümlenin devamını yazmadan önce beyninizin kafasını karıştırıyorum.  Bu da mı saçma oldu diyebilirsiniz ama işte püf noktayı görmemişsiniz demektir. Maksat kafa karışlığı unuttunuz mu yoksa? Neyse unuttuysanız hatırlamışsınızdır. Ne diyorduk “yalan kötü” evet yalan kötü. İnsanın kendini kandırması kötü yalan budur benim için. Kendini kendi vicdanını kendi kişiliğini kendi karakterini kandırmaktır kötü olan yalan. Bu yazdıklarım kişisel gelişim şeysi değil aman yazısı işte değil onu yanlış anlamayın. Ama bir ara fırsat bulursanız, o çok yoğun hayatınızdan birkaç özel değerli kıymetli dakikanızı ayırırsanız kendinize sadece durun ve düşünün o an yanınızda bir insan varsa onu düşün yanınızda olmasını istediğiniz insan o mu? Hemen burada da – da ları ayırmam gerekiyormuş sanırım, ayırdım-, sevgiliniz gibi düşünmeyin yada eşiniz diye düşünmeyin ama onu da düşünün tabiki, benim bahsettiğim olay genel olarak belli çerçeveler içine girmeden hayat, hayattan beklediğiniz nedir? Olmak istediğiniz yerde misiniz? Bir amacınız var mı? Nereden geldiniz nereye gidiyorsunuz? Kendinize yalan söylemenin hiç kimseye zararı yok  bunu unutmayın, hatta siz kendinize yalan söyledikçe insanlar sizi daha çok seveceklerdir. Hem de hiç ama hiç aklınıza dahi gelemeyen insanlar sizleri sevecek sizlerden belki de gurur duyacaklar. – noktadan sonra olur mu bilmiyorum bu kesik çizgi ama oldu işte, bu arada hiç düzeltme yapmadan devam ediyorum bilginiz olsun, durup tekrar okuyup tekrar düzeltmekte yanlış geliyor, o an aklımda o var onu yazıyorum, 2 saniye sonra başka bir şey geliyor ama o ilk yazdığım daha önce aklımdaydı ona haksızlık olur düzeltirsem, neyse bu kesik çizgiyi şunun için yazdım, az önce kendimize yalan söylediğimizde bir çok kişi mutlu oluyordu ya hani iyi aslında DIŞARIDAN bakıldığında “bir İNSAN” a karşı “bir çok insan”- Buradan çıkarılacak sonuç ise “bence” yalan söylediğimizde kimse zarar görmez en yakınınızda ki insanlarda zarar görmez. Bundan zarar görecek yaralanacak yıpranacak üzülecek acı çekecek tek kişi sizsiniz. Sizsiniz diye söyle sizi kötülemek size okları yöneltmek yada sizi masum göstermek için de söylemedim yanlış anlamayın, benim diyeyim en iyisi daha iyi hem yazdığım her şeyi ben kendime gibi yazarsam kimse de sonra okurken bana laf etmez. Yani değiştiriyorum dediğimi, ben kendime rağmen insanlara yalan söylersem eğer, karakteriz böyle bir şey olurum, böyle huysuz sıkılan, – farkında mısınız tam olarak ne olduğunu bulamadım- siz sizin aklınıza gelen en kötü şeyi düşünün. Birden bir şeyin farkına vardım nedense, ben çok fazla “yanlış anlamayın” dedim size, bunu sadece ben mi yapıyorum ki acaba, beni tanımıyorsunuz. Ee beni tanımıyorsanız yanlış anlamamanız lazım zaten, yani doğru da anlamayın ama yanlışta anlamayın yani şurada siz yokken sizinle sohbet etmeye çalışıyorum sadece, hem ayrıca zorla da tutmuyorum istediğiniz zaman bırakın. Bu arada ben deli değilim aklınıza bu da gelmesin, ben sizinle siz yokken sohbet etmeye çalışıyorum ama ben sohbet ettikten çok sonra da siz benimle sohbet edeceksiniz hem de ben yokken. Dolayısıyla – dolayısiyle yazmaya çalıştım ama kabul etmiyor bu daha hoş durdu gibi konuşurken öyle demek ki yazarken olmuyor- siz de delisiniz tabi ben deliysem…

Şimdi laftan lafa atlamış gibi olacak belki ama olsun oldu bir kere boş verin buna takılmayın, insanları neden yargılıyorsunuz, hepiniz? Evet evet hepiniz, hemde hiiiç – yazıyı yazan kişi burada sesli şekilde i’yi uzatmıştır – istisna göstermeden hepiniz neden yargılıyorsunuz bi cevap verir misiniz lütfen? Böyle bilmeden etmeden görmeden kulaktan dolma şeylerle belki, belki de hiç kulaktan bilme dolmama öylesine fütursuzca konuşup duruyorsunuz. Gerçi bende şuanda sizi yargılıyorum, neden yaptıysam bunu sanırım insanım bende, tiksindim birden kendimden insanım diyince – deyince nedir ya deyince yaz diye zorluyor bilgisayar bu kez kendimi dinleyeceğim yazmayacağım – soğudum kendimden. Neyse sizden cevabı alana kadar bari böyle olayım, ama aldıktan sonra ne yaparım ne olurum bilmem nede olsa insanım! Menfaatim ve çıkarım bittikten sonra annemin babamın bile yüzüne bakmayan bir yaratığım. Yaratığım demişken bizi yaratana bile yeri geldiğinde yalan söylemeye çalışıyoruz, buna inanmayacağını bile bile yalan söylüyoruz. Hiç utanmıyoruz biz ya, pardon “ben” diyecektim hemen üstünüze alınmayın.

Etrafınıza bir bakın, sizi kandırdıklarını düşünen bir sürü insanla dolu! Komik olan şu ki; siz hepsini bilirsiniz, ama sadece susar ve inanmış gibi yaparsınız!

– bu da aniden geldi aklıma yazayım dedim-

Objektif diye bir kavramdan bahsetmek geldi içimden, fotoğrafları çekmeye yarayan makinenin bir uzantısı gibi her şeyi olduğu gibi gösteren bir kavram. Sanırım ya o makine ya da bu kavram biri birine ismini vermiş ama önemli olan bu değil şimdi, onu siz araştırıp bulursunuz. Objektif bence toplumun yargılamak için kullandığı tatlı yumuşak gibi görünen ama aynı zaman öyle olmadığı herkes tarafından bilinen despot bir kavram. Bir deney değiliz, yada bir tez proje değiliz kimse hiçbir kimse yaptığımız herhangi bir olay için bize “o b j e k t i f “ bakamaz. Olay anının ayrıntıları sadece beynimizde gizlidir, duygular düşünceler, hava, nem, sıcaklık, koku, hisler, kalp ritmi, kuş sesleri, trafik, hava kirliliği, gökyüzü… bir sürü etkisi vardır bunların yaşantımızda ve anlık olarak karar vermemizde. Olay olmuş bitmiş ondan sonra başına toplanıp biraz bilgi aldıktan sonra koltuklarında sıcak çaylarını kahvelerini yada ne bileyim içkilerini yada birilerinin günahlarını yudumlarken insanlar gerile gerile bilginin efendisi gibi kasılarak ve kibirlenerek “bu olaya objektif olarak bakıldığında….” Diye bir cümle kurmaya başlarlar. Neden? Neden benim hayatıma yada sizin hayatınıza objektif olarak bakılsın ki? Objektif olarak bakmak istiyorsanız eğer, bir boş havuzu 1.musluk 2 saatte dolduruyor ikincisi 3 saatte boşaltıyor, buna objektif olarak bakabilirsiniz. Hem de oturup yıllarca hiç bıkmadan usanmadan aynı şekilde objektif bakıp aynı doğru sonucu bulup – sizin için herkes için olan doğru sonucu – bundan böbürlenerek akşamları kafanızı yastığa rahat ve huzurlu şekilde koyabilirsiniz. Ama ancak fakat – biliyorum hepsi kullanılmıyor böyle, ama yazarken ki beni düşünün kullanmam lazım- dolayısıyla ve de bizler bir matematik problemi yada kimya yada fizik problemi değiliz, ve objektif olarak bakmanız imkansız! Bakmayın! Bana objektif olarak bakmayın kimsenin size de bakmasına izin vermeyin! Zorla tabi ki de insanların ağzını tıkayacak haliniz yok, sadece “topluma rağmen kendinize göre yaşamayı deneyin” – bu sözü de çok severim, kim söylemiş bilmiyorum belki de ben söylemişimdir, şimdilik anonim olsun biri benim bu derse onun ismini yazarız- .

 

“İnsanlar guguklu saat gibidir; günün belli saatlerinde ortaya çıkar birkaç şey söyler ve kaybolup giderler”

Oyun sahnesi değil hayat, ancak öyle örnekleyelim biraz; oyunun başlamasına dakikalar kalmıştır, sahne arkasında bir koşuşturmaca, size ne yapmanız gerektiğini söyleyen insanların telaşları, heyecanları, anlatılamaz bir coşku, koskoca bir ekip hepsi arkanızda, hatta makyajınızı bile onlar yapıyor… hatta gömleğinizin düğmesini birileri iliklerken, yada kafanıza şapkanızı biri takmaya çalışırken adeta bulutların üstünde gibisiniz, bugün muhteşem olacak! Perdeyi hafif aralayıp seyirci potansiyeline baktınız, çok güzel herkes heybetli gösterişli bir şekilde sahneye girmenizi bekliyor. Ve üç, ve iki, ve bir sahne!

Eee! Nasıl yani, ne yapacaktınız? Herkes size bakıyor, az önce kulağınıza bir şeyler fısıldayan, arkanızı toplayan size bir şeyler yapmanızı acele etmenizi harika olduğunuzu söyleyen insanlar nerde? Seyirci büyük bir hayranlıkla sizden bir hareket bekliyor, yanlısınız tek başınıza, kimse yok o sahnede yanınızda… şaşkınlığınızı herkes gördü artık, artık onların gözünde alay konusu oldunuz, kendi beyninizin içindeki sesten daha çok seyircinin alaycı kahkahalarını ve konuşmalarını duyuyorsunuz! Ne mi oldu birden, korkmayın işte bu hayatın tamda kendisi… kim ne derse desin kim ne yaparsa yapsın, sizin hayatınızdaki tek oyuncu sizsiniz! Geride kalan herkes oyun başlamadan ve bittikten sonra yanınızdadır!

man-1866514_1920-1024x682 Üç Nokta

Share this content:

You May Have Missed